PALYATİF BAKIM İLE HASTALARIN YAŞAM KALİTESİ YÜKSELİYOR

PALYATİF BAKIM İLE HASTALARIN YAŞAM KALİTESİ YÜKSELİYOR

Günümüzde bilimin ve tıbbın hızla gelişmesinin bir sonucu olarak insan ömrü uzarken; felç, kanser, Demans gibi kronik rahatsızlıkların görülme sıklığı artıyor. Bu da yaşam kalitesini yükselten ‘Palyatif Bakım’ın önem kazanmasına neden oluyor. Kronik rahatsızlıklara paralel olarak tedavi süresinin de uzadığını söyleyen ALIFE Yaşam Boyu Sağlık ve Bakım Merkezi Tıbbi Sorumlusu Dr. Ahmet Fırat Küçükköse, ‘8 Ekim Dünya Palyatif Bakım Günü’ kapsamında, Palyatif Bakım anlayışıyla ilgili daha detaylı bilgi veriyor...


Geçen yüzyılda dünyada bilimin hızla gelişmesi, eğitim ve gelir düzeyindeki yükselme, kaliteli beslenme, keşfedilen ilaçlar ve bağışıklık sistemini aktive eden aşılar sayesinde geçmişte pek çok ölüme sebep olan ‘bulaşıcı hastalıklar’ kontrol altına alındı ve bu sayede beklenen yaşam süresi artış gösterdi. Yaşam süresindeki bu artışa paralel olarak, kronik hastalıkların görülme sıklığında da artış meydana geldi. Dr. Ahmet Fırat Küçükköse, böylece terminal dönemde (ölüm öncesi dönem) kronik hastalığı olan bireylerle karşılaşma sıklığının arttığını ve bu hastalara tedavi hizmeti verme süresinin de giderek uzadığını belirtiyor. Bu hem hasta, hem aile hem de sağlık ekibi açısından zorlayıcı olabiliyor. 

Psikolojik ve fizyolojik olarak zorlayıcı etkileri olan bu süreçte, Palyatif Bakım devreye giriyor. Bu anlayış ile hasta ve hasta yakınlarının, hastanın yaşamı süresince ve ölümünden sonra ortaya çıkabilecek fiziksel ve duygusal problemler açısından desteklenmesi amaçlanıyor.


Palyatif Bakım nedir?

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Palyatif Bakımı, “Yaşamı tehdit eden hastalıklardan kaynaklı problemler ile karşılaşan hastaların ve hasta yakınlarının yaşam kalitesinin artırılması, başta ağrı olmak üzere tüm fiziksel, psikososyal ve ruhsal problemlerin erken tespit edilerek ve etkili değerlendirmeler yapılarak önlenmesi veya giderilmesi amacını taşıyan yaklaşım” olarak tanımlıyor. Bu yaklaşım ile; diyabet, hipertansiyon, kalp hastalıkları, kanser, nörolojik hastalıklar, akciğer hastalıkları, felç, kalp yetmezliği, Alzheimer, Demans, böbrek yetmezliği gibi kronik hastalıkların kastedildiğini ifade eden Dr. Ahmet Fırat Küçükköse, Palyatif Bakımın amacının, bu hastalıklar nedeniyle beslenme düzeni bozulan hastalara destek olmak, hasta ve yakınlarının yaşam kalitesini yükseltmek olduğunu söylüyor.


Farkındalık yaratılmalı

Ülkemizde Palyatif Bakım çalışmalarının devam ettiğini ancak ne yazık ki henüz gelişmiş ülkeler seviyesine ulaşamadığını Dr. Ahmet Fırat Küçükköse, tarihinde Darüşşifa, Darülaceze gibi kurumlar kurmuş; buralardan yetimlere, kimsesizlere, düşkünlere ve hastalara hizmet vermiş köklü bir devlet olarak Türkiye’nin Palyatif Bakımda da dünyaya örnek olacak noktaya gelmesi gerektiğinin altını çiziyor. Dr. Ahmet Fırat Küçükköse’ye göre; sadece kanser hastaları için değil, tanı sınırlaması olmaksızın her türlü Palyatif Bakım ihtiyacını karşılayabilen geniş ölçekli yatırımlar ve planlar en kısa sürede yapılmalı. “Palyatif Bakım bir insan hakkı olarak görülmeli ve tüm vatandaşlar bu haktan yararlanmalı” diyen Dr. Ahmet Fırat Küçükköse, terminal dönemdeki hasta bakımı, terminal dönemin hasta, hasta yakını ve hekimle ilgili yönleri, yas dönemi, yaşam sonu bakım gibi konularda farkındalık yaratılmasına da dikkat çekiyor.


Tarihçe:

İngiltere’de ilk modern Palyatif Bakım tıp tesisi, 1967 yılında Hemşire Dame Cicely Saunders tarafından St. Christopher’s Hospis* adıyla kuruldu. Ardından diğer Avrupa ülkeleri tarafından Palyatif Bakımın önemi fark edildi ve bu anlayış tüm dünyaya yayıldı. Ülkemizde ise, ilk kez Türk Onkoloji Vakfı tarafından 1993’te İstanbul Yeşilköy’de bir ‘Kanser Bakımevi’ açıldı.. 2006 yılında Hacettepe Onkoloji Hastanesi tarafından kurulan 120 odalı eski bir Ankara evi, restore edilerek ‘umut evi’ adı altında hizmet verdi. Ayrıca Palyatif Bakım, Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkanlığı tarafından yayınlanan ‘2009-2015, Ulusal Kanser Kontrol Programı’nda tanımlandı.

Paylaş: