REKTUM KANSERİNE DİKKAT!

REKTUM KANSERİNE DİKKAT!

Rektum kanseri nedir?

Kalın bağırsağın makata yakın olan ilk 12 cm olan bölümüne rektum adı verilir ve bu bölümden kaynaklanan kötü huylu tümörlere rektum kanseri denir. Gayrettepe Florence Nightingale Hastanesi, Medikal Onkolojiden Prof.Dr. Sezer SAĞLAM rektum kanserinin 35 yaşından itibaren sıklığı artmakla birlikte, en sık 50 yaştan sonra rastlandığına dikkat çekiyor… 


Batı dünyasında en sık rastlanan üçüncü kanser tipi ve ölüme yol açan kanserler arasında ikinci sıradadır. 

Çoğunlukla kalın bağırsakta meydana gelen adenomatöz poliplerden ortaya çıkar. Kalın bağırsak kanseri her yaşta görülmesine karşın, hastaların % 90'ından fazlası, kırk yaş ve üzerindedir. Bu yaştan itibaren her on yılda risk yaklaşık iki katına çıkar. Ailesinde kalın bağırsak kanseri veya kalın bağırsak polipi bulunanlar ve ülseratif kolit hastalığı olanlarda risk artar.


Rektum kanserinin belirtileri

Türk halkının tuvalet ile ilgili sorunlarını anlatmasındaki zorluk nedeniyle ne yazık ki sorunlar geç ifade edildiğinde teşhis de geç konulmaktadır. Bu konudaki en önemli  belirti dışkılama şeklindeki değişikliktir.. Biz buna  “tenesmus”  adını veriyoruz. Tenesmus tuvalete gidip rahatlayamamaktır. İkinci en sık görülen bulgu ise makattan gelen kırmızı taze kandır. Bu da hastalığın ilk belirtilerindendir. Bu iki belirtinin dışında önemli bir belirtisi yoktur fakat kişinin dışkılama alışkanlığındaki değişikliği fark etmesi

uzun sürebilmektedir.  Kanama da Türk halkında ne yazık ki iyiye yorumlanıyor. “Mayasıl”dandır, (hemoroid) deniliyor. Bundan dolayı tanı aşamasında büyük bir gecikme yaşanıyor. Türkiye’de ne yazıkki rektum kanserlerinde hastalar hekime ulaştığında hastalık ilerlemiş bir aşamada oluyorlar. Türkiye yıllık olarak 4 bin civarında yeni vaka vardır.


Erken teşhisin önemi 

 Erken teşhis hayat kurtarıyor diyebiliriz. Hastalık erken evrede saptandığı zaman ameliyat öncesi radyoterapiye ve kemoterapiye gerek duyulmamaktadır. Bu aşamada erken hastalıkta son derece büyük önem taşımaktadır. Fakat daha önce de ifade ettiğim nedenlerden ötürü bu Türkiye’de hastalarımız erken evrede bize ulaşmaları zor olmaktadır. Hastalığı erken evrede yakalamak için şu an Dünya Sağlık Örgütü’nün de onay verdiği şekilde 40 yaşından itibaren kolonoskopi ve gastroskopi standart olarak öneriliyor. Erkent teşhis için yapılacak en iyi şey bu. Diğer önemli bir şey bir kanama anında rektoskopi ve kolonoskopi  yaptırmalı, konuyu geciktirmemeliyiz. Erken dönemde tanı koyulan kanserlerde iyileşme oranı % 80-90 arasındadır. İyi huylu poliplerin, yani et parçalarının zamanla kanserleşmesiyle oluşan kalın bağırsak kanserinin önlenmesi için, poliplerin kanserleşmeden tanınması ve cerrahi yöntemlerle çıkarılması gerekmektedir.


Hastalığın tedavi edilmediği durumlarda hastanın yaşayacağı sıkıntılar:

Hastalığın tedavi edilmediği durumlarda hastalığın başka organlara sıçraması yüzde yüze yakındır. Buna ek olarak acil ameliyatlar gündeme gelir. Acil ameliyatlar her zaman için normal ameliyatlara oranla göre sıkıntılıdır ve kalite anlamında daha düşük oranlara sahiptir. Acil ameliyatlar, normal ameliyatlara nispetle daha başarısız olacağından başarısız geçen bir cerrahi müdahale hastanın ömrünü kısatlmaktadır. O nedenle tedavi edilmemesi doktora başvurulmaması halinde hastaların yüzde seksen beşinde karaciğerde metaztaz görünmektedir.


İnsanlar bu hastalık konusunda neden bilgi sahibi değiller?

Bu ne yazık ki bizim genel kültürümüzden ve konuşulmamasından kaynaklanıyor. Makatla ilgili sorunlar bizde konuşulmuyor ayıp adlediliyor. Bunun dışında pek çok sorun mayasıla bağlanıyor.  Bu konudaki ana sorunumuz konuşma kültürümüzün gelişkin olmamasıdır. Kendimizde hissettiğimiz eksiklik nedeniyle konuşmamayı tercih ediyoruz. Aslında bu hastalığın görülme

sıklığı da zannettiğimiz kadar az da değildir.


Hangi yaş grubu tehlikede?

Kolon ve rektum kanserlerinde çoğu kanserde olduğu gibi 50 yaş üstü risk başlar ve 40 yaş altı risk azdır. 40 yaş altı hastaların oran yüzde 5 ile yüzde 7 arasındadır.  Örneğin mide kanserinde 60 ve 65 yaşında üstü kimseler büyük riskli grubu teşkil eder.

Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği beslenme biçimi dışında beslenmek hastalığa sebep olduğu düşünülüyor. Ama gıda konusunda büyük yol alındı. Özellikle margarin tarzı dediğimiz sanayi tipi doyurulmuş yağların kullanılmasının katkısı olduğu söyleniyor.  İkinci önemli faktör ise sigaranın kullanımıdır. Burada bir etken tek başına sebep olmayabilir ama birkaç etken bir araya geldiğinde sorun ortaya çıkabilir. Genetik  de hemen hemen bütün kanserler için en önemli risktir.  Eğer bir tümör 50 yaş altında birinde varsa birinci derece yakının da normal tarama yaşından 10 yaş  daha alt yaşta taranması gerekiyor. Onun dışında antioksidan gıdaların alınmaması yani çiğ meyve ve sebzelerin tüketilmemesi hastalığa katkı verdiği söyleniyor. Fazla kırmızı et tüketiminin de rektum kanserine doğrudan katkı yaptığı biliniyor. Bir de etin pişiriliş biçimi son derece önemli. Özellikle yanmış, kömürleşmiş eti fazla tükettiğiniz zaman rektum ve kolon kanserine yatkınlık artmaktadır.


Rektum kanserinin görülme sıklığında dünya ile Türkiye arasında bir fark var mı?

Bizde endoskopik yöntemlerin gelişmesi ve yaygınlaşması son 20 yılda oldukça iyi bir mesafe kat etti o nedenle de tanı konma oranında artış meydana geldi. Önceden tanı konulamıyordu. Biz “insidans”  dediğimiz yani rektum kanserini yıllık gerçek görülme oranını bu şekilde ulaştık. Kanser olmak için en büyük etken yaş. Yaş hususunda da biz Türkiye olarak hala avantajlı konumdayız.  TÜİK’in verdiği istatistiklere göre Türkiye’nin ortalama yaşı bugün 30’dur. İngiltere, Almanya, Fransa, Japonya gibi ülkelerde bu ortalama 40 ile 45 arasında değişir. Bir Batı Avrupa ve Amerika’ya göre rektum kanseri biz de daha az görülüyor ama nüfusumuzun  da yaşlandığı göz önüne alındığında rektum kanserinin görülme olasılığının 3 katına çıkacağını söyleyebiliriz.


Ameliyat sonrasında hastalar tamamen hastalıklarından kurtulabiliyorlar mı?

Ameliyat sonrasında nüks, bölgesel nüks yüksek oluyor. Bunu önlemek için dünyada çok çalışma yapıldı.Bizde bu konu ile ilgili İstanbul R-01 adlı çalışmasını bilimsel olarak yayınladık. Ameliyat öncesi mutlaka kemoterapi ve radyoterapinin birlikte olması gerekiyor. Burada iki unsur var, bir doktorların dikkat ettiği diğeri de hastaların dikkat ettiği unsur. Hastalar, makatının yani büzgecinin kurtarılmasını istiyorlar. Bu anlamda ameliyat öncesi tedavi iki üç kat fayda sağlıyor. Biz hekimler ise makatın kurtarılmasında ziyade hastalığın nüksü konusunu önemsiyoruz. Yani hastalığın nüks etmesini istemiyoruz.  O zaman tedavi biraz daha zorlaşabiliyor. Ameliyat öncesi tedavi hem hastaları memnun ediyor

Dışkılama yolunun karna açılması dediğimiz kolostomiyi azaltıyor hem de hastalığın tekrarının ciddi şekilde azaltarak doktorları memnun ediyor. Eğer ameliyat öncesi tedavi olursa hastalığın bölgesel nüksü yüzde 10’un altında, olmaz ise yüzde 25-40 civarında  oluyor. Onun için ameliyat öncesi kemoterapi ve radyoterapi hayat kurtarıyor.

Ameliyat teknikleri son yıllarda çok gelişti. Hastalar ilk hafta içinde taburcu oluyorlar ve kapalı ameliyat dediğimiz laporoskopik ameliyat bugün rektum kanserlerinde de kullanılabiliyor. O nedenle de ameliyat, doktor ve hasta konforu oldukça iyi bir seviyeye gelmiş durumda.


…ve beslenmenin önemi…

Rektum kanserinden sadece gıda ilgili korunma yetmiyor. Zeytinyağlı Akdeniz diyeti yapmamız lazım. Kırmızı eti uygun bir şekilde pişirmemiz gerekiyor. Günlük 5 kilometre yürüyüş aktivitesinin kanser riskini azalttığı biliniyor. Bunlar da yetmeyebilir. 40 yaşından itibaren kolonoskopi ve gastroskopinin 10 yılda bir yapılması gerekiyor.  

Paylaş: